HALİL GÖKKAYA'nın WEB SİTESİNE HOŞGELDİNİZ !
Takdim
KÖKLÜ BİR YÜZAKI FİLİZİ
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
–Hocam, göle maya çalınır mı?
Demiş ki:
–Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne mi
inanmıyorsun?
Demişler:
–Hocam bindiğin dalı kesiyorsun!
Demiş ki:
–Eşeğe mi inanıyorsun bana mı?
Bu cümleler, bazen lâk-lâk ederken kullanılan
gırgır bir karma. Hepsi birbirinden kopuk ayrı ayrı
fıkraların belli vurgularının herhangi bir tenasüp olmadan bir araya
getirilmesi. Usulsüzce, edebî olmadan.
Günümüzde moda bir hayatın; edebiyat, şiir ve
sanat adı altında ortaya konan pek çok mahsûlün
durumu bu.
Yenilik ve modernizm nâmına modaya boğulmuş hayata, edebiyata ve şiire bakın,
hepsi birbiriyle aynı. Fakat hakikatten, inancından ve kendi kökünden ayrı, hattâ aykırı.
Bunun içindir ki bugün şiir sayılan pek çok «kırık nesir», “bağlantıları kopuk
felsefî mırıltılar”dan ibaret bir hâlde. Ondan sonra halk anlamıyor
diye halkı suçlamak da ikinci bir mırıltı ve boş dırdır. Pek çok meşhurlarınki
de dâhil «kırık nesirler», meydandan çekilmiş bir köşecikte kendi kendine
söylenen, içine kapanık bir üslûba bürünmüştür. Eda ve sadasını
kaybetmiştir.
Tek söyleyemedikleri nokta döne-dolaşa şuraya
varıyor:
“Biz nesir yazalım, siz şiir deyin!”
Âhenk olmasın, eda olmasın, terazi olmasın, ayar
olmasın. Tıpkı kale olmasın, top olmasın, saha olmasın da güzelce bir futbol
oynayalım der gibi. Kaleyi kaldırınca futbolun sınırlarını genişlettim,
diyebilir misiniz?
Kale kalkınca her taraf kale tabiî. Ama top gole değil, taca gider artık. Hele topu
kaldırsanız futboldan, statta sadece üç-beş fanatik kalır. Diğerleri ne der:
«Ne güzel futbol oynanıyordu, biz de zevkle seyrediyorduk, canına okudular.»
İşte düzyazı malzemeleriyle yazılan ve «kırık nesir» diyebileceğimiz
şiir yaklaşımları da, bu hazin macerayı yaşıyor.
Takdir edersiniz ki;
Böyle bir ortamda asırları kuşatan ve
kucaklayan öz yapısı ile tekrar muhteşem tahtına oturtulması gerek şuur
ikliminde şiirin idrak edilmesi daha bir önem kazanmakta.
İşte;
Bu önemi derinden kavramış şairlerden biri de «CELÎL»
mahlâsını verdiğimiz değerli arkadaşımız Halil GÖKKAYA...
Asırlık kökler üzerinde boy gösteren güçlü Yüzakı filizlerinden biri...
Celîl, tarihten bugüne şiirin ve edebiyatın malzeme
ve vasıtalarını doğru okuyup anlamış ve uygulamada muvaffak olmuş bir şair.
Öz medeniyetimizin netliği, mükemmelliği,
enginliği ve zenginliğinden beslenerek kimliğimizi oluşturan ihtiyaçlarımız
etrafında kalem oynatır. Kendi şahsında gençliğe de böyle seslenir:
Gençliğin seyrine dalıp,
Yanlış yola sapma oğul!..
Nasihatten uzak kalıp,
Köklerinden kopma oğul!..
Dinle Kur’ân’ı, Habîb’i,
Olma bâtılın kâtibi.
Medenî köleler gibi
Kula kulluk yapma oğul!..
Onun gönlü de Peygamber aşkıyla tutuşmuşlar
kervanına dâhildir. Âlemler Sultanı’na yalvarışı, yüzünü görmek istemesi, içli
ve yanıktır:
Sen’in hasretindir Celîl’i yakan,
Sen’sin damla damla
gözümden akan.
Açılsın kapılar, açılsın mekân,
Yüzünü göreyim yâ Rasûlâllah...
Yüzakı şairleri arasında müstesnâ
bir yeri olan ve gerçekten de mecmuamızın yüzünün akı mahiyetinde yazan Celîl, dağarcığına yüklediği güzel semereleri neticede Allâh’a arz etmektedir:
Her iki cihanda sana güvenen,
Bu garip kulunu yakma Allâh’ım...
Kâğıttan, kalemden bir kat çatım var,
Bir rüzgâr estirip yakma Allâh’ım...
Hâsılı;
“Her kültür kendi inancının vücuda bürünmüş
hâlidir.” gerçeği etrafında özden söze dökülmüş şiirlerden müteşekkil
elinizdeki esere Celîl, bu sebeple «Benim Değil» demekte, onun ait olduğu yere işaret etmektedir.
Size, bize, medeniyetimize ait bu kıymetli
eseri Yüzakı Yayıncılık olarak neşretmekten
memnuniyetimizi dile getirirken şairine de uzun ve hayırlı ömür dileyerek kendi
kültür ve inancımızın toprağında daha nice güzel şiirler yazmaya muvaffak
olmasını temennî ediyoruz.
Son sözü, Yüzakı Dergimizin
değerli Yazı İşleri Müdürü ve şair kadromuzun ferîdi
olan Tâlî’nin (Mustafa KÜÇÜKAŞCI) Celil hakkında
düşürdüğü tarih beytine bırakıyorum:
«Târih düşeyim
doğduğu târîhe» diye;
Tâlî dedi; «İlhâm-ı
Celîl şi’r-i Halil»
SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)
11.06.2008 Çarşamba
YÜZAKI / ÜSKÜDAR
MAHLÂSIM CELİL
Fuzûlî demişler, Avnî demişler,
Mahlâslar da tevazua
bir delil,
Hep kayıt altında
olsa da işler,
Benim adım Halil,
mahlâsım Celil...
CELİL İÇİN TARİH
Ilgazlı Halil
GÖKKAYA, mahlâsta Celil,
Sevdâ arayan yolcuya şi’riyle delil.
Derman taşır
insanlara gündüz-gece o;
Meslekte de meşrepte
de dermâna ehil...
Serviyle çınar
başkadır örfünde onun;
Zîrâ ağacın ilmini etmiş
tahsil.
Üstâdı Bekir Sıtkı’dan
öğrendi usul;
Âhenkle müzeyyen, duru Türkçeyle
asil,
Kurtardı da kurdun
kapanından yolunu;
Gösterdi Hüdâ yüz akı bir nurlu sebil...
Seyrî ile seyrânı yöneltir öteye,
Dünyâda yeter şâir için zikr-i cemil...
«Târih
düşeyim doğduğu târîhe» diye;
Tâlî dedi; «İlhâm-ı Celîl şi’r-i
Halil»
(1390-1=1389 hicrî / 1969 milâdî)
Lâkin şu var; ilhâmı da tevhîd üzere;
Yalnız bir elif say,
ikiden râzı değil!
Tâlî (Mustafa KÜÇÜKAŞCI)
mef’ûlü / mefâîlü
/ mefâîlü / feûl